ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

Tuz Gölü’nde Flamingo Yavruları Neden Öldü?

Temmuz ayında Tuz Gölü'nde binlerce flamingo yavrusunun öldüğü haberi yazılı, görsel ve sosyal medyada büyük bir yankı uyandırdı. Gölün kuruması ve yavruların susuzluktan ölmesi bir süre tartışıldı.

Flamingolar, iri pembe tüylü çok uzun boyunlu ve uzun bacaklı su kuşlarıdır. Uçları siyah olan kırmızı, kendilerine özgü gagalarıyla sığ sudaki küçük omurgasızları süzerek beslenirler. Büyük ve gürültülü sürüler oluşturur; acı ve tuzlu, sığ göl ve lagünlerde yaşar ve yuvalarını çamurdan yaparlar (Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları, 1995).

Tuz Gölü, hem Türkiye’nin Önemli Kuş Alanı (ÖKA No. 72); hem de Önemli Bitki Alanı’dır (ÖBA No: 92). Türkiye’nin en tuzlu ve en büyük ikinci gölü olup çok sığdır ve gideğeni yoktur. Göl suları yaz aylarında çok yüksek seviyelere çıkan buharlaşma nedeniyle daha da azalır.  Buharlaşma sonucu, sonbaharda göl çevresinde çok miktarda tuz tabakası ortaya çıkar. Türkiye’nin yıllık ortalama tuz üretiminin yaklaşık yarısı, Tuz Gölü çevresindeki tuz sanayi tarafından üretilir.

Tuz Gölü ÖKA, (Tuz Gölü ve çevresindeki Bolluk, Tersakan, Eşmekaya, Düden gölleri) çok zengin bir kuş çeşitliliğine ev sahipliği yapar. Güneyindeki bir grup adacığın üzerinde Türkiye’nin en büyük flamingo kolonileri yaşar. Örneğin 1992 yılında yapılan bir kuş sayımında, bir kolonide yaklaşık 14.000 çift flamingo tespit edilmiştir (ÖKA, 1997).

Tuz Gölü ve Stepleri ÖBA tuzcul bataklıklar, mevsime bağlı su basar çukurlar, geniş tuzcul ve hafif tuzlu meralar ve step bitki topluluklarına ev sahipliği yapar. İzole olmuş bir tuz gölü ve göl havzası içindeki step bitki topluluklarıyla ÖBA’da kendine özgü, benzersiz bir bitki örtüsü gelişmiştir. Alanda en az 20 endemik bitki yetişir. Bunlardan 13’ü, uluslararası Bern Sözleşmesi Ek Liste I’de yer alan ve mutlaka korunması gereken bitkilerdir.    

Tuz Gölü’nün büyük bir bölümü Özel Çevre Koruma Alanı, çevresindeki göller I. Derece Doğal Sit Alanı ve bunlardan Eşmekaya Gölü aynı zamanda Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edilmiştir. Bütün bu koruma statülerine rağmen, bugünkü durumu çok düşündürücüdür. Tuz Gölü havzası, çok uzun yıllardır kurak steplerin ve bataklıkların tarım alanlarına dönüştürülmesi, sulakalanların kurutulması, Konya şehrinin kanalizasyon ve endüstriyel atıklarının boşaltılması gibi tehditlerle karşı karşıya bulunuyordu. Son yıllarda bu tehditlere, Küresel İklim Değişikliğinin de eklenmesiyle, havzada büyük bir susuzluk ve kuraklık tehlikesi baş göstermiş durumda.

Tuz Gölü’nün bugünkü durumunun en önemli nedenlerinin başında, uygulanan yanlış tarım politikaları ve doğal su kaynaklarının iyi yönetilememesi geliyor: ülkenin en az yağış alan havzasının aşırı su isteyen şekerpancarı tarlalarıyla kaplanması; bu amaçla tarıma elverişli olmayan tuzcul steplerin tarım alanlarına dönüştürülmesi; DSİ’nin (Devlet Su İşleri) bir taraftan sulakalanları kurutmak için tahliye kanalları inşa ederken; diğer taraftan havzada artan su ihtiyacını karşılamak için çok sayıda sulama projesi yürütmesi vb.

Havzaya yapılan bir diğer önemli yanlış da; DSİ’nin Konya Ovasında Apa Barajındaki bir arıza nedeniyle suya boğulan alanları ve sulu tarım yapılan geniş arazileri kurutmak için 1970’li yılların ortasında inşa ettiği 150 km’lik Ana Tahliye Kanalıdır. Tahliye kanalından Tuz Gölü ile Bolluk ve Tersakan göllerine akıtılan tatlısu, göllerdeki su kalitesini değiştirmiş; yanı sıra, Konya havzasındaki tarım arazilerinde kullanılan yüzlerce ton kimyasal atık ve Konya şehrinden arıtılmadan gelen kanalizasyon ve endüstriyel atık göllere boşaltılmıştır. Bu durum çevre kirliliğine, doğal habitatların bozulmasına ve buna bağlı olarak havzadaki yaban hayatı ve endemik bitkilerin doğrudan etkilenmesine neden olmuştur.

Sonuçta, geçmişte yapılan yanlış uygulamalardan ders almak, doğal su kaynaklarımızı koruyarak kullanmak ve sürdürülebilir tarım politikalarını benimsemek zorunda olduğumuz ortada. Hepimiz (karar vericiler, merkezi ve yerel yöneticiler, planlama ve uygulama yapanlar, doğa koruma projeleri yürüten STK’lar, yerel halk ve genel kamuoyu)  yaşama ve bilime saygı göstererek ülkemizin tüm doğal habitatlarının korunmasından sorumluyuz.

Tansu Gürpınar, Tuz Gölü havzasında uzun yıllar yaptığı çalışmalara, deneyim ve bilgilerine dayanarak havzanın son durumu hakkında, tarihçesiyle birlikte ayrıntılı bir değerlendirme yazısı kaleme aldı. Bu yazıyı, olduğu gibi aşağıda bilgi ve ilginize sunuyorum.

Sema Atay, Temmuz 2021

- Kaynaklar:

1. Heinzel, H., Fitter, R., Parslow, J. (1995) Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları.  HarperCollins Publishers Ltd., İngiltere.

2. Yarar, M. ve Magnin, G. (1997) Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları. Doğal Hayatı Koruma Derneği, İstanbul.

- Fotoğraflar: Tansu Gürpınar

- Tanımayanlar için kısa bilgi notu: Tansu Gürpınar, A.Ü. Fen Fakültesi’nde botanik, zooloji ve Jeoloji eğitimi gördü. Orman ve Çevre bakanlıklarının çeşitli birimlerinde uzman ve yönetici olarak çalıştı. DHKD ve WWF Türkiye’nin kuruluşlarında görev aldı ve yöneticilik yaptı. Daha fazla bilgi için: “Uçarsa Toy, Kaçarsa Ceylandır” Tansu Gürpınar: Doğayla Geçen Yıllar, Kalkınma Atölyesi, Ankara, 2016.

-------------0--------------

Tuz Gölü’nde Flamingo Yavruları Neden Öldü?                                               

2021 Yılı Temmuz ayı ilk haftasında Tuz Gölünde yüzlerce flamingo yavrusunun öldüğü haberleri yazılı basında, televizyonlarda ve sosyal medyada yer aldı. Ölümlerin nedeni susuzluk olarak gösterilirken olayların, Aksaray ilimiz sınırları içinde olduğu belirtildi.

1960’lı yıllardan bu yana, Tuz Gölü ve çevresindeki uydu göller ile birlikte, başta kuşlar olmak üzere barındırdıkları canlılarla ilgilendim. Su bilançoları hakkında gözlem yaptım ve bilgi topladım. Yarım yüzyılı aşkın bir süredir meydana gelen değişiklikleri izlerken oluş biçimleri ve nedenlerini araştırıp sorguladım. Olaylara genel olarak “doğa koruma” açısından bakmakla birlikte yanlışlığa düşmemek için değerlendirmelerimi objektif kıstaslar içinde yapmaya özen gösterdim.

Bu satırları yazma nedenim dağarcığımdaki bilgileri ülkesini seven insanlarla paylaşmaktır.

Tuz Gölünün su kaynakları oldukça kıttır. Yağmur ve kar şeklinde düşen yağış miktarı yıllık ortalama 300 mm civarında olup Tuz Gölü kapalı havzasının ülkemizin en az yağış alan yerleri arasında sayılmasına sebep olmaktadır. Tuz Gölüne karışan akarsular da çok az ve zayıftır. Göle karışan en büyük akarsu Aksaray tarafında gelen Uluırmak’tır. Uluırmak üzerine yapılan Mamasın barajı 1960 lı yılların başlarında tamamlanmıştır. Konya ve Ankara illerinden karışan akarsular ise daha küçük olup bir kısmı sadece kışın akan mevsimlik cılız derelerdir.

Tuz Gölü çok sığdır. Normal yağış aldığı yıllarda ortalama derinliği 40 cm kadardır. Tuz yoğunluğu binde üç yüzün üzerinde olan göldeki tuzun bileşimi büyük ölçüde sofra tuzu (sodyum klorür) şeklindedir ve gölden ülkemizin tuz ihtiyacının % 40 karşılanmaktadır.

Tuz Gölü çevresindeki çorak arazilerde tuza dayanıklı bitki türleri (halofit) bulunmakta olup bunların çoğu sadece Türkiye de yetişmektedir.

Tuz Gölü ve çevresindeki uydu göllerde (Bolluk, Tersakan, Eşmekaya, Düden) kuş varlığı oldukça zengindir. Havza besin maddesi yönünden zengin olmamakla birlikte çok geniş alana yayılmış olması, çevredeki tarım alanları ve meraların da kuşlar tarafından kullanılması zaman zaman görülen büyük kuş topluluklarının varlık nedenidir. Turnalar, flamingolar, toylar, yabankazları ve yabanördekleri, deliceler, yağmurcunlar, bağırtlaklar, martılar, tarlakuşları ve diğer küçük ötücüler havzada yaygın görülen kuşlardır. Tuz Gölü ve çevresi Türkiye’nin en düzlük alanlarıdır. İnsan yerleşimi çok azdır. Buralarda ağaç da yoktur.  Bu nedenle kuşlar yaklaşan bir tehlikeyi çok uzaktan fark edebilmektedirler.

Altmışlı yıllarda kuş gözlemlerimi sonbaharda Aksaray tarafından, kışın Cihanbeyli tarafından yapıyordum. O yıllarda gölün güney tarafı tatlısu kaynağı bakımından en zengin bölgesiydi. Mamasın barajı tamamlanmıştı ama tarımsal sulama çok azdı. Bu nedenle göle ulaşan tatlısu geniş alanlara yayılıyor, turnaların, flamingoların, yabanördeklerinin, yağmurcunların kalabalık topluluklarına kaynak sağlıyordu. Kış aylarında Cihanbeyli tarafına yabankazları için gidiyordum. Bozkaz ve sakarca kazlarının on binlercesi gün içinde çevredeki ekin tarlalarında yemleniyor, akşam göl kenarında, insan ayağından uzak yerlerde geceyi geçiriyorlardı.

Bu durum 1970’li yılların son yarısına kadar fazla değişmeden devam etti.

İç Anadolu’da sulak alanlar dışında çalıştığım bir konu da yaban koyunları idi. Konya’nın kırk kilometre doğusundaki Bozdağlar da nesli tükenmek üzere olan yaban koyunlarının kurtarılması için 1966 yılında aziz arkadaşlarım merhum Nihat Turan ve merhum Avni Nebioğlu ile birlikte başlattığımız projenin gidişatını izlemek için alana gidip geliyordum.

1969 Yılında beklenmedik bir olay meydana geldi. Konya’nın güneyinde, 1960 yılında yapılmış olan Apa barajı su kaçırmaya başladı. Bir iki sene içinde sular ovanın Çumra bölümünü kapladı. Büyük bir göl oluştu. İnanması zor ama Konya ovasında en iyi buğday hasadı yapan köyler balıkçılıkla geçinmeye başladı. DSİ’nin ovada biriken suyun tahliyesi için proje yaptığını öğrendik. Yüz kilometreden daha uzun bir kanalla ovadaki suyun Tuz Gölüne akıtılması planlanmıştı. Endişelendik. Tuzluluk oranı çok yüksek olan Tuz Gölünün Konya Ovasından akıtılacak suyla yükselerek daha geniş alanlara yayılması ihtimali verimli tarım alanlarının çoraklaşıp kaybedilmesi anlamına geliyordu. Nihat Turan ile iki kez DSİ’ye gittik ve ilgililerle görüşerek kaygılarımızı dile getirdik. Bize akıtılacak su miktarı, buharlaşma ve yayılma hesaplarını iyi yaptıklarını defalarca kontrol ettiklerini söylediler. Tahliye kanalının yapımı dört yıl kadar sürdü. Neyse ki hesapları doğru çıktı ve korkulan olmadı. 

1978 Yılında, ilkbaharda yüksek su seviyesinden dolayı o zamana kadar iç taraflarına ulaşamadığım sulakalanları havadan görmek için uçak kiralamayı düşündüm. O yıllarda direksiyon eğitimi için kiralanan Murat 124 otomobillerin saati altı lirayken Türk Hava Kurumu’nun altı kişilik uçakları pilotuyla birlikte saati beş liraya kiralanabiliyordu. Daire Başkanlığımın bütçesine gerekli ödeneği koyarak THK ile altmış iki saatlik uçuş programı için anlaşma yaptım. Programda Tuz Gölü de yer alıyordu. Haziran ayının ilk haftasında Tuz Gölü üzerinde uçtuk. Şube müdürlerimden Nizam Savaş ve merhum Sabit Tarhan da uçaktalardı. Gölün iç kısımlarında flamingoların yuvalarını gördük. Yuva sayısının beş binin üzerinde olacağını tahmin ettik. Yuvaların bulunduğu alan çevresinde su vardı, ancak yuvaların bulunduğu yer çok geniş tuz tabakalarının ortasındaydı ve karadan gelecek bir yırtıcının bu steril ortamı aşıp yuvalara ulaşması imkansız görünüyordu.

DSİ’nin açtığı tahliye kanalı batı kıyılarından, Tersakan Gölü yakınlarından Tuz Gölüne ulaşıyordu. Doğal görünümlü büyük bir delta meydana getirmişti. Bu yeni tatlısu kaynağının kuşlar tarafından fark edildiği hemen anlaşılıyordu. Tuz gölünde artık biri güneyde diğeri batıda olmak üzere iki tatlı su kaynağı vardı ve kuşlar bu iki kaynaktan da yararlanıyordu.

Ben ortaokul, lise ve üniversitede öğrenici iken Konya Ovası için “Türkiye’nin Buğday Ambarı” deyimi kullanılırdı. Konya, yüzölçümü bakımından ülkemizin en geniş topraklarına sahip ilimizdi. Aksaray o yıllarda Konya’nın ilçesiydi. Gerçekten de ovada göz alabildiğine uzanan buğday tarlaları ülkenin bir numaralı üretim alanlarıydı.

Konya Ovasında şekerpancarı tarımı 1950’li yılların ortalarında başlamışken ilerleyen zamanlarda sürekli olarak artış göstermiştir. 1990’lara gelindiğinde Konya il sınırları içinde beş şeker fabrikası üretim yapıyordu. Ülke genelindeki fabrika sayısı otuz civarındaydı. Şeker fabrikalarının altıda biri Konya il sınırları içinde bulunuyordu. Deyim yerindeyse Konya ovası “Buğday Ambarı” olmaktan çıkmış, “Şeker Çuvalı” haline gelmişti. Peki, bu durumun flamingo yavrularının ölümüyle bir ilgisi var mıydı; varsa nasıldı?

Yukarıda belirttiğim üzere Tuz Gölü ve çevresi Türkiye’nin en az yağış alan yeridir. Konya ovasına düşen yağış 400 mm civarındadır. Bu miktar Tuz Gölüne düşenden fazla olmakla beraber ülke ortalamasından azdır.

Bilindiği gibi buğday kış ve ilkbahar yağışlarıyla gelişip başak bağlayan bir bitkidir. Konya Ovasındaki doğal durumda ek desteklere ihtiyaç duymadan mahsul alınabilmektedir. Oysa şekerpancarı, ekimden başlayıp sökümden iki hafta öncesine kadar sulanmaya ihtiyaç duyan bir bitkidir. Çok basit olarak şekerpancarının suya olan gereksinimi buğdayınkinin iki katından fazladır. Konya Ovasında yağışlar artmadığına göre şekerpancarı tarımı için gereken fazladan su için çeşitli kaynaklar devreye alınmıştır. Bunlardan en bilineni yeraltı sularıdır. Pompalarla yeryüzüne çıkarılarak sulama amacıyla kullanım sonucu yeraltı suları derinlere inmiş, karstik yapı gösteren yerlerde yeni obruklar meydana gelmiştir. Beyşehir Gölünden alınan su kaynakların en büyüklerinden birini oluştururken çevredeki küçük akarsular üzerine barajlar ve sulama bentleri yapılmıştır. Devreye sokulan bütün kaynaklara rağmen su ihtiyacının giderilemediği açıktır. Son yıllardaki kuraklık da eklenince durum daha da kötüleşmiştir.

Tuz Gölünün bugünkü durumuna gelince:

Aksaray tarafından Mamasın barajından gelen sular artık Tuz Gölüne ulaşmadan Yeşilova çevresindeki tarım alanlarının sulanmasında kullanılmaktadır. Kuşlar için gölün güneyindeki tatlısu kaynağı bitmiştir.

Tuz Gölünün batısından Tersakan Gölü yakınlarından göle karışan tahliye kanalında artık su yoktur. Yıllar önce Apa barajındaki kaçak nedeniyle açılmış olan bu kanal, Apa barajındaki sorunların giderilmesiyle işlevini yitirmiş olmakla birlikte, Konya ilinden bazı evsel ve endüstriyel atıkların kanala verilmesiyle zaman zaman su taşımaya devam etmiştir. Ancak taban suyunun derinlere kaçmasıyla yeraltı sularına ulaşamayan çiftçiler motopomplarla bu kanaldaki suyu kullanmaya başlamışlardır. Bazı seneler kanaldaki su göle ulaşmadan yirmi otuz kilometre önce bitmektedir.

Şimdi bir değerlendirme yapalım. Ülkenin en az yağış alan bir bölgesinde normal şartlarda buğday ürünü alınabilen tarlalarını suya çok haris olduğu bilinen şekerpancarı tarımı için abartılı bir şekilde kullanmak doğru bir tercih midir? Elbette ki hayır. Konya ilimizin yağışı daha bol, su kaynakları elverişli olan yerlerinde yapılacak şekerpancarı tarımı ile iki şeker fabrikasının çalıştırılması sağlanabilirdi. Fazlası yapıldı ve bütün bölge su stresine sokuldu.

Bu tablodan su kaynaklarını yönetenler, su kaynaklarını yönetenlerin projelerine finansman sağlayanlar tarımsal planlama yapanlar ve doğa koruma faaliyetlerini türbinlerden seyredenler sorumludur.

Tansu Gürpınar, Temmuz 2021



  

Flamingolar

Flamingo yavrulari
 
 
   
 

Son Haberler

 
 


Ormanlarımızın Sürdürülebilir Yönetimi


Tuz Gölü’nde Flamingo Yavruları Neden Öldü?


Phaselis


İstanbul Şakayığı
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri