ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

Türkiye'nin Bitkilerini Keşfetmek

Anadolu’nun güzel doğasıyla ilk kez, yaklaşık 50 yıl önce İngiltere’den İran’a gitmek üzere arkadaşlarla çıktığım bir seyahat sırasında tanıştım. Bir Land Rover ile çıktığımız bu seyahatte amacımız, İran’ın bitki örtüsünü araştırmaktı. İran yolu üzerinde Türkiye’den geçerken, bitki örtüsü hakkında biraz fikir sahibi olmuştuk. İşte bu kısa tanışmayla birlikte, Türkiye’nin doğal bitki örtüsüne ilgi duymaya başladım. Yaklaşık altı ay süren İran seyahatimizi tamamladıktan bir süre sonra, Türkiye’ye tekrar geldim ve ondan sonra da düzenli olarak gelmeye devam ettim.  Türkiye seyahatlerim sırasında başta Asuman ve Turhan Baytop, Tuna Ekim, Neriman ve Engin Özhatay, Adil Güner, Hayrettin Karaca ve Sema Atay olmak üzere birçok botanikçi ve doğa korumacıyla tanışma ve birlikte çalışma fırsatı buldum. Bu seyahatler aynı zamanda, Anadolu’nun değişik yerlerinde çok sıcak ve misafirperver Türk halkını da yakından tanıma olanağı sağladı. 

Türkiye’deki sayısız seyahat ve anılardan birkaçını seçip ayırmam çok zor.  Aklıma ilk gelen anılar arasında, 1963 yılı Mart ayında Türkiye’ye yaptığım ilk seyahatin ayrı bir yeri var.  Bu seyahatte Anadolu’nun yüksek platolarının kalın bir kar tabakasıyla kaplı olduğunu ve kardan başka pek bir şey göremediğimi söyleyebilirim.  O tarihlerde aldığım notlarda, Zigana Geçidi’nde kar kalınlığının 7 m olduğu yazılı! O kalınlıkta kar tabakası altında, yalnızca Karadeniz siklameni (Cyclamen coum) ve Karadeniz süsenini (Iris lazica) gördüğümü hatırlıyorum.  Daha sonraki ziyaretlerimin ana araştırma konularını da siklamen, süsen ve çiğdem türleri oluşturmuştur: Türkiye, bu bitkilerin çok önemli bir çeşitlilik merkezidir.  Türkiye’ye yaptığım son ziyaretler de, İngiliz Siklamen Derneği’nin Türkiye’nin zengin siklamen türleri üzerinde 1999-2004 yılları arasında yürüttüğü araştırmalar kapsamında oldu. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ve Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) işbirliğinde yapılan bu son seyahatler ve önceki ziyaretlerimde neredeyse tüm siklamen, çiğdem ve süsen türlerini doğal yaşam alanlarında görmek benim için çok büyük bir şans oldu. Bu türleri daha yakından tanımanın yanı sıra, bunlar arasında bilim dünyası için yeni türlerle karşılaşma ayrıcalığını da yaşadım. Türkiye bitkileri üzerinde çalışmamın en güzel taraflarından biri de, yeni bir tür teşhis etmek ve isimlendirmek oldu. Türk meslektaşlarımla birlikte, yeni bir tür olarak keşfedip tanımladığımız bitkilere birkaç örnek verebilirim: Baytop çiğdemi (Crocus baytopiorum), Abant çiğdemi (C. abantensis),  Antalya çiğdemi (C. antalyensis), Asuman çiğdemi (C.asumaniae), Watt çiğdemi (C.wattiorum), sarısüsen (Iris xanthospuria), morsüsen (I.purpureobractea), çakalnergis (Sternbergia candida) ve Siirt sümbülü (Hyacinthella siirtensis).

Türkiye’ye ikinci kez 1965 yılında, İç ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaklaşık iki aylık bir arazi çalışması için geldim. Unutulmaz izlenimlerle dolu bu ziyaretimden bazı ilginç örnekler arasında öncelikle çok sayıda olağanüstü bitkiyle karşılaştığım, Doğu Toroslar ve Amanos Dağları’ndan (İçel-Adana ve Hatay illeri) bahsedebilirim. Burada özellikle iki ilginç bitkiyi anmak isterim: tehlikeli görünümlü kahverengi-mor renkli çiçekleriyle kargabardağı (Aristolochia maurorum) ve kendi cinsi içinde küçük yeşil çan şeklindeki çiçeklerini takiben şişko tohum kapsülleri oluşan tek tür olan endemik patlakçiçeği (Helleborus vesicarius).  Patlakçiçeğinin toprak üstü aksamı, diğer soğanlı bitkilerde olduğu gibi, yaz aylarında solar ve tamamen kaybolur; ancak bitkinin kalın kökleri yazın sıcağı ve kurağına meydan okur.  Buna karşın, bu bitkinin Karadeniz Bölgesi’nin nemli ikliminde yetişen akrabası, doğu bohçaotu (H.orientalis) ise bütün yaz boyunca yeşil kalır. Bu seyahatimde karşılaştığım en güzel sürprizlerden birinin, solucanotu (Pelargonium endlicherianum) bitkisi olduğunu söyleyebilirim. Bu bitki çoğunlukla Güney Afrika’da görülen Pelargonium cinsinin Türkiye’de doğal olarak yetişen iki türünden biridir. Ve bize, Türkiye’nin jeolojik ve iklim özelliklerinin ne kadar çeşitli olduğunu ve bu çeşitliliğin bitkisel zenginliğe nasıl yansıdığını bir kez daha hatırlatır. Benzer şekilde, oldukça dar yayılışlı endemik bir siklamen türü olan Cyclamen pseudibericum da bir başka ilginç örnektir. Bu çok nadir siklamen türü, Toros Dağları’nın doğu ucunda genellikle vadi ya da ağaç gölgelerinde yetişir ve baharda mor-kırmızı renkli kokulu çiçekler açar. Toroslar’ın doğusunda görmekten heyecan duyduğum çok sayıda soğanlı bitkiden biri de, bölgeye endemik şah müşkürümdür (Muscari massayanum): kendi cinsindeki diğer türlerin tipik koyu mavi-mor renkli çiçeklerine karşın, parlak pembe renkli çiçekleriyle oldukça dikkat çeker.  Küçük süsen türleri de, Toroslar’ın doğusunda yaygın olarak yetişir. Değişik mavi tonlarında çiçekleriyle sultan nevruzu (Iris histrio var.aintabensis) topluluklarına, Gaziantep civarında yer, yer rastlanır. Belki de, bu bölgeye 1965 yılında yaptığım ziyarette beni en çok heyecanlandıran keşif, sarıdudak (Fritillaria michailovskyi) ile karşılaşmam olmuştur: ilk kez 1905 yılında bir Rus araştırıcı tarafından Kars il sınırları içinde toplanan ve sonraları kurutulmuş örneklerinden yeni bir tür olduğu anlaşılan bu bitkinin nerede yetiştiği uzun bir süre sır olarak kalmıştı. Bizim ekipteki  Margaret Briggs (şimdiki eşim, Margaret Mathew) 23 Mayıs 1965 tarihinde bitkiye Sarıkamış Geçidi’nde rastladığında, bu sırra erilmiş oldu!    

Türkiye ziyaretlerim sırasında, Van Gölü çevresine birkaç kez gittim. Bu bölge çok çekici bir dağlık manzara ve ülkenin güney kesimlerinden oldukça farklı, daha çok İran Dağları ve Orta Asya’yı anımsatan bir bitki örtüsüne sahiptir. Bölge çok zengin ve çeşitli Fritillaria türlerine ev sahipliği yapar,  bunlardan üç ilginç örnek verebilirim: ikisi de endemik ve bodur, tereyağ sarısı çiçekli karlalesi (F.minima) ve kiremit kırmızısı çiçekli kınalılale (F.minuta) ile uzun boylu, görkemli ağlayangelin (F.imperialis). Aynı bölge baharda, gövdesiz yassı yaprakları ve sarı çiçekleriyle Van peygamberçiçeği (Centaurea vanensis) gibi çok sayıda yüksek dağ (alpin) bitkisiyle şenlenir. Ancak hiçbir şey oncocyclus süsen* türlerini gölgede bırakamaz: Van çevresinde, beyaz-siyahımsı mor renkli çiçekleriyle kurtkulağı (Iris paradoxa), koyu mor çiçekleriyle Van kurtkulağı (I. barnumae) ve bu iki tür arasında oluşan hibritlere rastlanır. Kuzeye gidilirse büyük beyaz-koyu kahverengi çiçekleriyle alaca kurtkulağı (Iris iberica ssp. elegantissima) topluluklarıyla karşılaşılır. Bu bölgedeyken, biraz daha kuzeye ilerleyerek Ermenistan sınırında karlarla kaplı görkemli Ağrı Dağı’nı seyretme zevkine de varılmalıdır.

Türkiye’nin doğusundan, güneybatısına geçildiğinde ise tamamen değişik ve çok ilginç bir bitki örtüsü karşımıza çıkar. Buradaki bitki örtüsünün en önemli elemanlarından, çok eski (relik) bir ağaç türü olan sığla (Liquidampar orientalis), Çin ve Amerika’daki sığla ağaçlarıyla akrabadır.  Bu da, bir zamanlar kuzey yarımkürenin çepeçevre geniş yapraklı ormanlarla kaplı olduğuna işaret eder.  Türkiye’nin güneybatısı, endemik bitkiler bakımından çok zengindir ve bunlardan bazıları Ege adaları, Girit ve Yunanistan’ın güneyinde de yer alır - ki bu durum da, Anadolu ile Ege adalarının geçmişte bağlantılı olduğunu gösterir.  Sonbaharda bölgede çok sayıda acıçiğdem baş gösterir: mahrut (Colchicum macrophyllum), Balansa acıçiğdemi (C.balansae) ve kalkgit (C.lingulatum).  İlkbaharda ise özellikle iki endemik ve nadir Fritillaria türünden bahsetmek isterim: küçük sarı çiçekli maki lalesi (F.sibthorpiana) ve yeşilimsi çiçekli incelale (F.forbesii). Fethiye’nin hemen yanında yükselen Baba Dağı ise, koyu mavi çiçekli Fethiye moryıldızı (Chionodoxa forbesii) ve beyaz kokulu çiçekli çakalnergis (Sternbergia candida) ile oldukça heyecan vericidir.

Türkiye’de en etkileyici yerlerden biri de, Abant Gölü’dür.  Yıllar önce, Abant Gölü’ne ilk ziyaretimde göl yalnızca çayırlık ve dağlarla çevriliydi. Günümüzde göl çevresi, oteller ve ziyaretçilerle dolu. Yine de, Tabiat Parkı statüsü sayesinde, alanın olağanüstü bitki örtüsü bir ölçüde korunabilmiş. Baharda Abant Gölü’nde çok sayıda küçük çiçekleriyle Szovits acıciğdemi (Colchicum szovitsii), parlak mavi çiçekli endemik Abant çiğdemi (Crocus abantensis) ve ona çok benzeyen ikiçiçekli çiğdem (C.biflorus) göze çarpar.  Göl çevresi aynı zamanda, iki sarı çiçekli çiğdem türüyle de süslenir: hırçın çiğdem (C. olivieri) ve Ankara çiğdemi (C.ancyrensis). Sonbaharda ise, kuru turbalık zeminde çayır çiğdeminin (C.speciosus) mor çiçekleri belirir. Abant Gölü, çiğdem tutkunları için tam bir cennettir! Biraz daha batıya, Uludağ’a gidilirse çok daha muhteşem çiğdem görüntüleriyle karşılaşılır: dağın yamaçlarında çakırçiğdem (C.biflorus ssp. pulchricolor) ve sarı çiçekli Uludağ çiğdemi (C.gargaricus ssp. herbertii) toplulukları büyük dalgalar halinde uzanır; sarı çiğdem (C.chrysanthus) ve mavi ikiçiçekli çiğdem (C.biflorus) toplulukları ise yer, yer üst üste gelerek ilginç bir ara renk deseni oluşturur. Çiğdemler demişken, nesli büyük tehlike altında iki İstanbul endemiğine - Ümraniye çiğdemi (C.pestalozzae ) ve İstanbul çiğdeminden (C.olivieri ssp. istanbulensis) bahsetmeden geçemeyeceğim.  Her iki çiğdem türü de, İstanbul’da kontrolsüz şehirleşme ve aşırı yapılaşma nedeniyle hızla azalan nadir fundalık habitatlarla birlikte yok olmaktadır.  Yakın bir geçmişte, genç meslektaşım Sırrı Yüzbaşıoğlu heyecan verici bir keşif yaptı: küçük beyaz çiçekli Ümraniye çiğdeminin mavi çiçekli formlarını da buldu. Benzer şekilde, Türkiye çiğdemleriyle ilgili çok ilginç ve yararlı bilgiler toplamaya da devam ediyor.

Türkiye’ye yaptığım seyahatlerde, ülkede meydana gelen hızlı değişime de tanıklık yapmış oldum. Doğal bitki örtüsünün hızlı şehirleşme, turizm yatırımları, baraj inşaatları ve yoğun tarımsal faaliyetler vb. nedenlerle nasıl ve ne kadar etkilendiğini gözlemledim. Bir taraftan buna endişe ederken; diğer taraftan ülkede başarılı doğa koruma çalışmaları ve projeler yardımıyla zengin bitki örtüsü hakkında farkındalığın arttığını da gördüm.  Kendi adıma Türkiye’nin olağanüstü bitki örtüsünün araştırılması, tanınması ve korunması yönünde çaba gösteren bilim insanları, orman teşkilatı mensupları ve DHKD gibi gönüllü kuruluşlara teşekkür ederim. Son olarak, “Önemli Bitki Alanları” yaklaşımı ve bu amaçla yapılan çalışmalara da değinmek isterim: Türkiye’nin Önemli Bitki Alanlarını belirlemek amacıyla yürütülen araştırmalar ve hazırlanan yayınlar bitki örtüsünün zenginliği ve korumada öncelikli alanların listelenmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. 

Brian Frederick Mathew

Başta soğanlı bitkiler olmak üzere, bitkilerin sınıflandırılması ve bahçe bitkileri konusunda uzman İngiliz botanikçi. Botanik bilimi ve bahçe bitkilerine katkılarından dolayı Britanya İmparatorluk Nişanı başta olmak üzere çok sayıda ünvan, nişan ve ödül sahibidir; onlarca kitap ve yüzlerce makale yayımlamıştır.

*Oncocyclus:  süsen türleri arasında ayrılan gruplardan biri – bu gruba bağlı süsenler rizomlu, dalsız gövdeli ve tek çiçeklidir.



  

Brian Mathew ve çiğdemler

Siklamen Derneği Araştırma Gezisinden

Cyclamen pseudibericum

Crocus baytopiorum

Iris xanthospuria

Helleborus vesicarius

Fritillaria michailoskyi

Fritillaria minima
 
 
   
 

Son Haberler

 
 


IPAMed Projesi, Kahramanmaraş Çalıştayı, 9-12 Ekim 2017


Çocuklar Doğayı Severler!


İstanbul, Çekmeköy’ün Kır Çiçekleri


Sevgili Yasin’in Ardından
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri