ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

Ormanlarımızın Sürdürülebilir Yönetimi

Doğal ormanlarımızı kesiyoruz, yakıyoruz, iyi yönetemiyoruz ve koruyamıyoruz maalesef. Ağaç kesimleri; turizm, şehirleşme, sanayileşme amaçlı yapılaşmalar; büyük yol inşaatları; maden ve taş ocakları; HES’ler; tarım arazisi kazanmak ve yangınlar vb. nedenlerle büyük bir hızla azalıyorlar.

Ormanlar, yeryüzünün en değerli ekosistemlerinden biri: bütün canlı türlerinin üçte ikisine (çok zengin bir flora, fauna ve habitat çeşitliliğine) ev sahipliği yapıyor. Bütün canlılar için korunak, yakacak, yapacak, besin ve şifa (tıbbi bitkiler) vb. kaynağı. Havayı ve suyu temizliyor, iklimi yumuşatıyor, karasal karbonun %40’ını depoluyor, atmosferde karbondioksit (CO2) birikmesini yavaşlatıyor…

Hepimiz az çok biliriz, yeryüzünün en önemli elementleri gökyüzünden, karaya ve denize sürekli tekrarlayan bir dolaşım (döngü) içinde hareket ediyor. Ne yazık ki, gezegenimizin bu en temel mekanizmaları günümüzde bozulmaya başlamış durumda. Örneğin su döngüsü, su kaynaklarının aşırı ve yanlış kullanımı sonucu bozuluyor (doğal habitatların tahrip edilmesi, sulak alanların kurutulması, sanayi ve tarım alanlarından gelen kimyasal atıklarla kirlenmesi ve yeraltı sularının tüketilmesi vb. nedenlerle).

Örneğin mineral döngüsü, ki bunlardan en çok bilineni, karbon döngüsü: bitkiler fotosentez yapmak için atmosferden CO2 alıyor, su ile birleştirip yaşamın temel yapıtaşları olan karbon bileşikleri oluşturuyor. Çoğunu büyümek için kullandığı bu bileşiklerin önemli bir kısmını da köklere gönderiyor, toprağa salıyor (sıvı karbon topraktaki mikroorganizmaları besliyor). Yeryüzündeki sayısız yaşam formu besin kaynağı olarak sıvı karbonu kullanıyor.

Daha fazla bitki örtüsü, daha fazla yaprak, daha fazla fotosentez anlamına geliyor. Buna karşın insan faaliyetleri sonucu toprağın bitki örtüsünden temizlenmesi, karbon deposu ormanların (yapraklar, dallar, gövdeler ve köklerinde karbon depolayan ağaçların) yok edilmesi vb. nedenlerle karbon dengesi bozuluyor. Aynı şekilde, azot döngüsü de (endüstriyel tarım - aşırı kimyasal gübre ve tarımsal ilaç kullanımı ve yanlış toprak işleme yöntemleri vb. nedenlerle) bozuluyor.

İnsanoğlu son iki yüzyıldır, karanın ve denizlerin soğurabileceğinden (emebileceğinden) çok daha fazla ve hızlı atmosfere CO2 pompalayıp duruyor. Biriken gaz, ısıyı hapsediyor ve iklimi bozuyor. Sonuç, geçen yüzyılın sonlarında gündemimize giren küresel ısınma. Bildiğiniz gibi, iklim değişikliği deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı yağışlar, daha şiddetli fırtınalar gibi ekstrem hava olayları değildir yalnız: dünyanın ekosistemleri de iklim değişikliğinden doğrudan etkileniyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi, “küresel ısınmaya neden olan insan kaynaklı sera gazlarının en önemlisi olan aşırı CO2 emisyonu için alınması gereken tedbirler arasında, ağaçlandırma yapılması ve arazi kullanım uygulamalarının değiştirilmesini” işaret ediyor. İklim değişikliğine karşı mücadelede başarılı olabilmemiz için ormanlarımızı korumak zorundayız. 

Öncelikle mevcut doğal ormanlarımızı daha iyi korumalıyız. Koruma çalışmaları, tohumdan doğal olarak çoğalmayı (doğal rejenerasyonu) ve ağaçlandırma çalışmalarını da içerir. Ormanların doğal rejenerasyonu, doğa ve dolayısıyla biyolojik çeşitliliği korumak açısından en önemli yöntemdir. Bir alanda ekolojik restorasyon - orada yetişen ağaç türlerinin geri gelmesini ve genetik çeşitliliğin iyileşmesini sağlar. Ağaçlandırma çalışmalarında ise, uygun yerlere uygun ağaç türleri dikmek en önemli yöntemdir. Orman varlığına katkıda bulunmak amacıyla yapılan ağaçlandırma çalışmaları, mevcut doğal habitatlara yarar yerine, zarar verebiliyor. 2000’li yılların başında yayımladığımız “Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı” kitabında, alanların %21’inde ağaç dikimlerinin ve bu dikimlerde Türkiye’ye yabancı ağaç türlerinin kullanılmasının ciddi bir tehdit olduğu saptanmıştı. Çok yaygın olarak bilinenin aksine, ağaç dikmek = doğa korumak anlamına gelmiyor. Doğa koruma, genel anlamıyla, doğal kaynakların sürdürülebilir- korunarak kullanılmasıdır.

Sürdürülebilir gelişme "Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmadan, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayan bir gelişme” olarak tanımlanmış (Birleşmiş Milletler Brundtland Raporu: Ortak Geleceğimiz, 1987). Ekolojik açıdan, doğal ormanlarımızın sürdürülebilir yönetiminde asıl hedef, orman ekosisteminin sağlığıdır, yani su ve besin maddeleri döngüsünü ve biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır. Ormanlar, bitki örtüsü ve biyolojik çeşitlilik dünyadaki yaşamın sigortasıdır - insanoğlu bunları ne kadar koruyabilirse, hayatını ve geleceğinı o kadar garanti altına alabilir. 

Bir zamanlar tamamen ormanlarla kaplı olduğu düşünülen Anadolu’da, bu yaz kasıtlı ya da düşüncesizce (anız yakma, ormana bırakılan çöpler ve atılan izmaritler vb. nedenlerle) çıkarılan yangınlar, zaten büyük bir hızla devam eden orman kaybımızı adeta körükledi. Umarız bu konuda gerekli dersleri aldık: örneğin i) ormanlık alanlara çöp atılmaması, ii) yangın sezonunda ormanlara girişlerin kontrol altına alınması, iii) yangınlara her zaman hazırlıklı olunması (uygun ekipman, eğitim çalışmaları vb.) ve iv) orman alanlarının kendi doğal ağaç türleriyle yenilenmesine izin verilmesi gerektiğini öğrendik.

Ve umarız, bu tedbirler çerçevesinde yanan orman alanlarımızda ilk yağmurlarla birlikte tohumlar çimlenir ve sürgün verir; doğal bitki örtüsü ve onları takiben yaban hayatı da yavaş yavaş geri gelir. Yeter ki, bu alanları insan faaliyetlerinden ve olumsuz etkilerinden uzak tutabilelim, koruma altına alabilelim. 

Sema Atay

Ağustos 2021



  

Sedir Babadag Fethiye

Boyluardic Bozdag Denizli

Karacam Bozdag Denizli

Fistikcami Milas Mugla

Safakoy Kutahya

Artvin

Yuvarlakcay Koycegiz Mugla

Orta Toroslar
 
 
   
 

Son Haberler

 
 


Ormanlarımızın Sürdürülebilir Yönetimi


Tuz Gölü’nde Flamingo Yavruları Neden Öldü?


Phaselis


İstanbul Şakayığı
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri