ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

Nasıl bir doğal felaket bu?

İstanbul’daki (ve belki tüm Türkiye’deki) şehir yönetim anlayışına göre, bir şehrin (en önemli yaşam damarlarını oluşturan) su toplama havzaları ve derelerinin hepsinin birden korunmasına gerek yok. Ama ekonominin canlanması ve gelişmesi için bazılarının imara, insan yerleşimleri, endüstri ve ticarete açılmasına çok ihtiyaç var. Bu nedenle, herhangi bir taşma ya da sele karşı şehirde genel risk haritası ya da bir yönetim planı hazırlamaya da gerek yoktur. Su havzaları ve dere yatakları ıslah edilir, imara açılır ve öyle her dere ya da su kaynağı kenarına da koruma kuşağı bırakmaya ihtiyaç yoktur.

Bu durumda, Başbakanın İstanbul’da 9 Eylül’de yaşanan sel felaketini de “izahı mümkün olmayan büyük felaket” olarak nitelemesi normal değil mi? İnsanların ölümüne neden olan bu felaketi yalnızca şiddetli yağmura bağlamak ne kadar bilimsel? Bu ve buna benzer gerekçelere sığınarak açıklamalar yapan bir hükümet ve yerel yönetime biz vatandaşlar nasıl güven ve saygı duyarız? Uzun yıllardır yönetiminden sorumlu oldukları Türkiye’nin en büyük şehrinde yaşanan bu felaket nedeniyle Belediye Başkanı, Vali ve hatta sorumlu Bakanın özür dilemesi ve hatta istifa etmesi gerekmez mi? Yapılan hataların ve ihmallerin hesabını kim verecek? :

i) Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı (İBB) iken, o zamanki planlarda ağaçlandırma alanı olarak gösterilen Ayamama Deresi Su Toplama Havzasını 1997 yılında imara açmış. Ve bu konuda uzmanlar ve kurumlardan gelen itirazlara ve çevre felaketi uyarılarına aldırmamış. ii) Sel felaketine uğrayan bölgedeki bütün binalar (1 ya da 2’si hariç) imarlı. Buna karşılık yerel ve merkezi hükümet yetkilileri vatandaşlara “Dere yatağına ev yaparsanız olacağı budur” diyebiliyor? iii) Yöneticilerden gerekli önlemlerin alınması ve kriz yönetimi bekleyen kamuoyu bu açıklamalar karşısında kulaklarına inanamıyor. Böyle bir kriz öncesinde, sırasında ya da sonrasında ne bir önlem, ne bir uyarı söz konusu.

Ali Sirmen güzel yazmış: “Ürettiğinden çok üreyen bir toplum, ekonomisini avanta ve talan üzerine oturtunca, yaşamını da avantaya; sahibi olduğu toprak parçasının havasını, suyunu, zenginliğini, kendisini yağmalamaya dayandırır... Bişiy olmaz abi! Bir yandan neden-sonuç ilişkisini yadsıyan bir cehaletin örneği, bir yandan da yağmacının açıkgöz vurdumduymazlığının sonucudur ” (Cumhuriyet, 11.09.2009).

Yaşanan olaylardan ders almamak, ekonomik kảrlar ile çevre koruma arasındaki hassas dengelerin korunmamasının felaketlere neden olacağını anlamamakta ısrar etmek mümkün mü? Bundan sonra, yönetici koltuğunda oturanlar doğal alanların yerleşime, endüstri ve ticarete açılmasına izin vermeden önce biraz düşünür mü? Yoksa felakete uğrayanlar başta olmak üzere, hepimiz bu doğal felaket sonuçlarına katlanmak yerine, sesimizi yükselterek onlara hatırlatır mıyız?



 
 
   
 

Son Haberler

 
 


Sürdürülebilir Turizm?


Kavrayamadığımız ve Koruyamadığımız Doğa


Sabırlık (Agave americana)


Doğayı yok eden değil, doğayı onaran tarım
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri