ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

İstanbul’da Yaşamak!

Bu günlerde, neden gerektiği açıklanamayan, karşı çıkanlarla hiçbir bilimsel tartışmaya girilemeyen Kanal İstanbul Projesini konuşuyoruz. Bu devasa yıkım projesinin İstanbul’da neden olacağı ekolojik, jeomorfolojik, ekonomik, tarihi, sosyal ve kültürel vb. sonuçları ne kadar konuşsak az.

Bundan 25-30 yıl önce, *1DHKD olarak İstanbul’un son kalan yeşil alanlarına dikkat çekiyor ve şehrin bazı ülkelerden bile daha zengin olağanüstü ekosistemlerinin mutlaka koruma altına alınması gerektiğini anlatıyorduk. O yıllarda yürüttüğümüz çalışmalarda İstanbul’da 7 Önemli Bitki Alanı (ÖBA) belirlendi. O tarihlerden bu yana (özellikle 1993-2009 yılları arasında) İstanbul’un doğa koruma açısından önemi, karşı karşıya bulunduğu tehditler ve çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaşmak amacıyla projeler, kitaplar, raporlar, broşürler ve takvimler hazırladık; toplantılar ve diğer etkinlikler düzenledik.

Ancak, özellikle son 15 yılda İstanbul’un yeşil alanları ve ÖBA’ları için tam tersine bir süreç yaşandı: İstanbul Master Planı, ilgili ulusal kanun ve yönetmelikler ve uluslararası çevre koruma sözleşmeleri ihlal edilerek şehrin çok daha fazla betonlaşmasını üzülerek izledik (yüzlerce gökdelen dikildi, tüm itirazlara rağmen 3. Köprü ve 3. Hava alanı inşa edildi vb.). İstanbul’un ÖBA’ları arasından 5’i, 3. Köprü ve 3. Hava alanı inşaatları nedeniyle büyük zarar gördü. En son gündeme getirilen Kanal İstanbul Projesi ise, İstanbul’a indirilecek son öldürücü darbelerden biridir. Projeye İstanbul halkının büyük çoğunluğu, bilim adamları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bilimsel gerekçelerle karşı çıkıyor.

Halen 16 milyon kadar insana ev sahipliği yapan İstanbul’un nüfusu, artmaya devam ediyor. Nüfus ve betonlaşmanın artması; trafiğin ve gürültünün, tüketimin, her türlü atık ve kirliliğin artması ve buna bağlı olarak şehirde yaşam kalitesinin daha da düşmesi anlamına geliyor. Bu gidişatı yavaşlatabilmek ve hatta durdurabilmek için daha fazla yapılaşma projelerine izin verilmemelidir ve İstanbul’un koruma altına alınmalıdır. İstanbul gibi bir dünya şehrinin yaşanabilir olabilmesi ve sürdürülebilir bir şehircilik anlayışıyla yönetilebilmesi için aşağıdaki bazı konulara öncelik ve ağırlık verilmesi hayati önem taşıyor:

1.Küresel ısınma: Biyolojik çeşitlilik, *2ekosistem servisleri ve insanlar birbirleriyle doğrudan bağlantılıdır: nüfus artışı, aşırı tüketim, fosil yakıtların kullanımının artması nedeniyle doğal kaynaklar (orman, tarım ve sulak alanlar) hızla yok olmaktadır. Şehir planlamasında yeşil alanların arttırılması ve gölgelemeye önem verilmesi, havayı kirletenlerin azaltılması, binalarda yalıtım vb. küresel ısınmaya karşı gerekli önlemler alınarak şehrin tüm plan, proje ve programlarıyla bütünleştirilmelidir.

2. Şehir içi toplu taşıma: Toplu taşıma araçlarıyla şehrin her köşesine kolayca ulaşılabilen bir ulaşım sistemi geliştirilmelidir. Böylece insanların özel arabalarına daha az ihtiyaç duymaları, özel araç kullanımı ve iklim değişimine neden olan sera gazı emisyonlarının azalması sağlanabilir.

3. Hava kalitesi: Araçlar ve endüstriyel tesislerden atmosfere salınan zehirli gazlar, artık dünyanın (karalar ve okyanusların) emebileceğinden çok daha yüksek seviyelerdedir. Şehirde artan sera gazları seviyeleri, insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor. Hava kirliliği, solunum yolları (akciğer kanseri başta olmak üzere) ve kalp hastalıklarına yol açıyor. Şehirde yeşil alanlar ve buna bağlı olarak soluduğumuz havada oksijen seviyeleri aynı oranlarda azalıyor. 

4. Gürültü kirliliği: Gürültü insan sağlığı ve mutluluğunu etkiliyor. Gürültü kaynakları arasında, araç trafiği ve havaalanı başı çekiyor. Şehrin doğal alanları gürültü etkilerini de azaltma özeliğine sahiptir. Gürültünün fiziksel ve ruhsal etkilerini azaltmak için şehirde yeşil alanların ve araç trafiğine kapalı yolların arttırılması gibi tedbirler alınmalıdır.

5. Çöp üretimi ve atık yönetimi: İBB bir atık yönetim planı kapsamında organik atıklar ve diğerlerini (plastik, kağıt, metal, elektronik, zehirli atıklar vb.) ayrı toplamalı ve geri dönüşüme ağırlık vermelidir. Başta plastik olmak üzere, bütün bu “diğerleri” karasal ve sucul ekosistemlerde çok ciddi kirliliğe yol açıyor. Atıkları toprağa gömme işlemi mümkün olduğu kadar azaltılmalı, geri dönüşüm arttırılmalı, ilaç ve zehirli atıklar doğrudan doğaya karışmadan arıtma tesislerine gönderilmelidir.

6. Su tüketimi: Kanal İstanbul Projesi ile, İstanbul’un en önemli sulak alanları için büyük bir tehdittir. Sulak alanlar yalnızca biyolojik çeşitlilik açısından değil; su filtrasyonu, su tutma ve sel önleme kapasiteleri vb. açısından çok önemlidir. Su kaynaklarımız zaten iklim değişimi, daha sıcak ve kuru yazlar, giderek artan ve sıklaşan kuraklıklar nedeniyle büyük bir tehlike altında bulunuyor. Ve aynı zamanda endüstriyel ve tarım alanlarından gelen kimyasal atıklarla kirleniyor. İstanbul’un mevcut su kaynaklarının (akarsular, göller ve yeraltı sularının) Marmara Su Havzası bazında korunması, iyileştirilmesi ve sürdürülebilir yönetimi en önemli öncelik olmalıdır.

7. Atık su arıtma: Gerekli su arıtma tesisleri ve modern arıtmayöntemlerinin yanı sıra; alınacak en önemli tedbirlerin başında, şehrin daha fazla betonlaşmasını ve doğal ekosistemlerindeki bozulmayı durdurmak geliyor.

8. Sürdürülebilir arazi kullanımı: Doğaya karşı değil, doğa ile uyumlu çalışmak; topluma ekolojik, ekonomik ve sosyal faydalar sağlar. Ekosistem servisleri bedava ve hiç tükenmeyecek ticari bir mal değildir. Günümüzde yaşanan pek çok çevre sorunu (hava kirliliği, su sıkıntısı, biyolojik çeşitliliğin azalması, zehirli atıklar vb.) bu güne kadar uygulanan ve sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim alışkanlıklarının bir sonucudur. 

9. Kolay ulaşılabilir yeşil alanlar: Şehirdeki doğal alanlar ve parklar çevre sağlığı ve yaşam kalitesini etkiler. Yeşil alanlar ve özellikle ağaçlar havadaki zehirli gazları ve tozları emerek temizler, oksijen üretir, nem oranını artırır. Güneşten koruyan ve rüzgarların etkisini azaltan özelliklerine ek olarak; insanlara stresten arındıran, tansiyonunu düzenleyen ve kalbe iyi gelen faydaları da bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

“Kaliteli yaşam” için yapılan anketlerde genel olarak “sağlık, sağlıklı bir çevre, eğitim, sosyal eşitlik, siyasal sürece katkıda bulunmak, kişisel ve ekonomik güvence” gibi tarafsız ve ölçülebilir kriterler tanımlanıyor. Şehirlerde yaşayanlara, mutlu ve sağlıklı olabilmeleri için neye ihtiyaçları olduğu sorulduğunda, verilen yanıtların hepsinde yeşil alanlar, yürüyüş yapabilme, bisiklet yolları, iyi bir toplu taşıma sistemi ve güvenlik gibi konular başı çekiyor. Sonuç olarak, İstanbul’un yaşayan ve yaşanabilir bir şehir olabilmesi; doğal alanlarının korunması, ekosistemlerinin iyileştirilmesi ve şehir içi yeşil alanlarının arttırılmasına bağlıdır. Bu amaçla devlete, belediyelere ve hepimize önemli görevler ve sorumluluklar düşüyor. Bu sürece, üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmek ve doğadaki ayak izlerimizi mümkün olduğu kadar azaltmaya çalışmak gibi kişisel pek çok katkıda bulunabiliriz.

Sema Atay, Ocak 2020

*1 DHKD: Doğal Hayatı Koruma Derneği – 1975 yılında İstanbul’da kurulmuş, Türkiye’nin en eski ve etkili çevre koruma sivil toplum kuruluşlarından biri.

*2 Ekosistem servisleri: İnsanların ekosistemlerden elde ettiği faydalardır: ekosistemlerin hava ve suyu temizlemesi, atıkları yok etmesi, iklimler, ürünlerde tozlaşma, besin döngüsü, fotosentez, toprak oluşumu, ruhsal ve fiziksel faydalar, gıda, ilaç, yakacak ve yapacak malzemeleri vb. 



  
 
 
   
 

Son Haberler

 
 


Sürdürülebilir Turizm?


Kavrayamadığımız ve Koruyamadığımız Doğa


Sabırlık (Agave americana)


Doğayı yok eden değil, doğayı onaran tarım
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri