ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

İnsanoğlunun Savurganlığına Dünya Dayanamıyor

İklim Zirvesi 21. Taraflar Konferansı (COP21), 30 Kasım -11 Aralık 2015 tarihleri arasında Fransa'da yapıldı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf 196 ülke, iklim değişikliğinin durdurulması ve olumsuz etkilenenlere iklim adaletinin sağlanması için atılması gereken adımları görüştü. Bir sonraki konferans (COP22), 7-18 Kasım 2016 tarihleri arasında Fas’ta yapılacak.

Türkiye’nin de taraf olduğu İklim Değişikliği Sözleşmesi, insanın iklim sistemi üzerindeki etkilerini azaltmayı ve atmosferdeki sera gazı birikimlerini durdurmayı amaçlıyor. Bu amaçla dünyanın en geniş katılımlı sözleşmesine taraf ülkeler, 1992 yılından beri bir araya geliyor, ortak hedefler belirliyor ve kararlar alıyor. Başlangıçta, iklim değişikliği ve bu sözleşmeye şüpheyle yaklaşan bazı ülkeler, 2000’li yıllardan itibaren yaklaşımlarını değiştirdiler. Çünkü bilim insanları atmosferde biriken sera gazlarının dünyanın ısınmasına neden olduğunu ve küresel ısınmanın etkilerinin tahmin edilenden çok daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Fosil yakıtların yakılmasıyla atmosfere karışan başta karbondioksit (CO2) olmak üzere sera gazları, atmosferde onlarca ve hatta yüzlerce yıl kalabiliyor ve bu nedenle küresel ısınmanın etkileri de giderek artıyor. Bu etkilerin öncelikle şehirlerde yoğunlaşacağı vurgulanıyor: aşırı yağış, sel felaketleri, kış şartları, toprak kaymaları, hava kirliliği, sıcaklık ve kuraklık insanları (mal varlığı, ekonomi ve çevreyi) etkilemeye başladı.

Hükümetler, yerel yöneticiler ve iş dünyası, iklim değişikliği tehlikesine karşı yavaş yavaş gerekli yasal ve idari önlemler almaya başladı. Belirledikleri hedeflerden bazıları;

1. Sera gazları salımını durdurmak ve yenilenebilir enerji alternatiflerine yönelmek.

2. Ulaşımda kirliliği ve yoğunluğu sürdürülebilir çözümlerle azaltmak.

3. Sürdürülebilir üretim ve tüketim süreçlerini desteklemek.

4. Doğal kaynakları korumak ve sürdürülebilir kullanmak.

Sürdürülebilirlik yaklaşımının yalnızca hükümetler, şirketler ya da STK’lar tarafından değil; toplumlar ve bireyler tarafından da benimsenmesi çok önemli. Aslında, Avrupa Birliği’nin izlediği politikalar ve uygulamalar sayesinde,  diğer ülkelere kıyasla Avrupa ülkeleri iklim değişikliği tehlikesine karşı alınması gereken önlemlerin farkındalar (Avrupa Birliği’nde yapılan bir araştırmada, iklim değişikliği Avrupalıların en çok endişe duyduğu ilk beş çevre sorunundan biri olarak listelenmiş). Maalesef, Türkiye (ve diğer pek çok ülkede) henüz böyle bir farkındalık söz konusu değil.

Tam tersine, Türkiye’de büyük şehirler başta olmak üzere, toplumda genel olarak bir tüketim çılgınlığının yaşandığı söylenebilir. Toplumun her kesimi her türlü iletişim aracıyla, daha fazla para kazanmaya ve harcamaya teşvik ediliyor. Hepimiz sürekli olarak daha çok alışveriş yapmaya - yeni evler, arabalar, telefonlar, giysiler vb. almaya - şartlayan reklam ve mesaj bombardımanı altında yaşıyoruz. Buna karşın, aynı iletişim araçlarıyla dünyanın karşı karşıya bulunduğu kirlilik, iklim değişikliği ve açlık gibi sorunlar hakkında yeteri kadar bilgi ve mesaj verilmiyor. “İnsan ölümsüz ve yeryüzü kaynakları sonsuz”muş gibi yaşamaya devam ediliyor.

İklim değişikliğine karşı, toplumun/bireylerin de alması gereken sorumluluklar ve önlemler bulunuyor.  Herkes günlük hayatında daha az tüketmeye, çevreye zarar vermemeye ve savurganlıktan kaçınmaya çalışan bir yaşam tarzı benimseyebilir:  

1. Eskiyeni ve bozulanı tamir etmeye, geri dönüşüme ve tasarrufa daha çok önem verebiliriz. 

2. Bir ürünü satın alırken biraz daha seçici olabiliriz: ürünün bize ulaşıncaya kadar çevreye/hayvan ve insan sağlığına zarar vermemiş olmasına, etiket ve sertifikasındaki açıklamalara vb. dikkat edebiliriz.

3. Ev ve iş yerlerimizde su, elektrik ve diğer enerji kaynaklarını daha tasarruflu kullanabiliriz.

4. Başta plastikler olmak üzere çöpü azaltabiliriz: her yıl doğaya atılan ve genellikle denizlerde/ okyanuslarda son bulan milyonlarca ton çöpün büyük çoğunluğu plastik. Plastikler doğada (uzun bir süre sonra küçük parçalara ayrılsa da) sonsuza kadar plastik olarak kalıyor. İnsan ve çevre sağlığı tehdit ediyor ve ekonomik sorunlara yol açıyor.   

5. Bu konulardaki hassasiyetimizi, eleştiri ve taleplerimizi yerel yöneticiler, milletvekilleri ve hükümet yetkililerine iletebiliriz. 

Bunları yapabilirsek, hem harcamalarımızdan tasarruf etmiş ve hem de dünyayı tehdit eden küresel ısınma, kirlenme ve çöp üretimine karşı kişisel sorumluluklarımızı yerine getirmiş oluruz.

Sema Atay



  

Kontrolsüz şehirleşme, Istanbul

Kumulların yok edilmesi, Istanbul

Ormanların tahrip edilmesi, Giresun

Turbalıkların parçalanması, Bolu
 
 
   
 

Son Haberler

 
 


Sürdürülebilir Turizm?


Kavrayamadığımız ve Koruyamadığımız Doğa


Sabırlık (Agave americana)


Doğayı yok eden değil, doğayı onaran tarım
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri