ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

Habitat Restorasyonu: Uludağ Örneği

Türkiye’nin hemen her yerinde doğal habitatlar, insan müdahaleleri sonucu son yıllarda artan bir hızla parçalanmaya ve bozulmaya devam ediyor. Doğa tahribatı kıyılar, deltalar, sulak alanlar ve ovalar gibi ulaşımı nispeten daha kolay alçak yerlerden; yüksek dağ zirvelerine çoktan ulaştı. Dağlarımızın hassas ekosistemleri de turizm yapılaşmaları, yol inşaatları, madencilik faaliyetleri gibi nedenlerle oldukça zarar görüyor.

Diğer bir deyişle, doğamız koruma-kullanma dengesi düşünülmeden ve herhangi bir bilimsel ön araştırmaya (ya da Çevresel Etki Değerlendirme Çalışmasına) gerek duyulmadan hızla tahrip ediliyor. Gelişen inşaat endüstrisi ve teknoloji sayesinde; çok büyük arazilere, çok kısa zamanda müdahaleler yapılabiliyor. Bu nedenle yaşadığımız yerler, doğal çevre ve habitatlar her zamankinden çok daha büyük bir hızla değişiyor. Ve bu değişimle birlikte hava kirliliği, asit yağmuru, küresel ısınma vb. tehlikeler de aynı hızda artıyor.

Bilim insanları, dünyanın geleceğini tehdit eden küresel ısınma felaketiyle ilgili araştırmalara ve veri toplamaya devam ediyorlar. Ancak onların dışında, bu gezegeni paylaşan herkes de (siyasetçiler, karar vericiler, yöneticiler, üreticiler, tüketiciler vb.) üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek zorunda. Alınması gereken önlemlerden bazılarını tekrar hatırlatalım: i) Koruma alanlarının arttırılması; ii) Doğal kaynakları sürdürülebilir kullanılması; iii) Doğal habitatlarla ilgili büyük çaplı müdahaleler için mutlaka bir çevresel etki değerlendirmesi yapılması; iv) Bozulan habitatlarda restorasyon çalışmalarına başlanması; v) Günlük hayatta her türlü israftan kaçınılması, tüketimin azaltılması, geri dönüşüme önem verilmesi vb.

Bu yazıda bozulan habitatlarda ekolojik restorasyon (onarım ya da iyileştirme) çalışmalarına dikkat çekmek istiyoruz. Ekolojik restorasyon çalışmalarını kısaca; “biyolojik (habitat, tür ve genetik) çeşitliliği azalmış, yok olma tehlikesi altındaki habitatların iyileşmesi ve yenilenmesine yardımcı olmak amacıyla yürütülen bilimsel çalışmalar” olarak tanımlanabilir. Bu çalışmalarda, belli bir alanda bozulmaya neden olan etmenlere karşı gerekli önlemler alınır ve doğal bitki örtüsünün (ona bağlı olarak fauna türlerinin) yeniden yerleşmesi sağlanır.

Türkiye’de ekolojik restorasyon çalışmaları çok az, bu nedenle başarılı Uludağ örneği çok daha önem kazanıyor. Uludağ (2543 m) Türkiye’nin ilk Milli Parklarından ve ilk kayak merkezlerinden biri. Milli Park sınırları içinde I. ve II. Turizm Gelişme Bölgeleri ilan edilmesi ve turizm yapılaşmaları sonucu, Uludağ’ın olağanüstü zengin ekosistem çeşitliliği zarar görmüş durumda: zirve bölgesinde yapılaşma, altyapı ve bakım çalışmalarıyla ormanlar açıldı, fundalık alanlar düzleştirildi, kayalık habitatlar tahrip edildi vb.

Bir ekolojik restorasyon projesi olarak, “Uludağ’ın Bitki Örtüsünün Korunması Projesi” 2003 yılında gerçekleştirildi. Projenin amacı, bozulmuş bir pist alanının doğal bitki türleriyle tekrar bitkilendirilmesi ve bu uygulamanın Uludağ’da zarar gören diğer alanlarda da tekrarlanmasıydı. UNDP GEF SGP’in finansal destek verdiği proje kapsamında Orman Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yerel Gündem 21 ve Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Anabilim Dalı işbirliği yaptı. Uludağ Üniversitesinden Prof.Dr.Gürcan Güleryüz ve arkadaşları tarafından yürütülen bu proje çalışmaları aşağıda özetlenmiştir;

1. Örnek uygulama alanı olarak, Uludağ Fatin Tepesinin kuzeybatısında yer alan bir kayak pisti seçildi. Fatin Tepesindeki bu pist alanı, aslında bir zamanlar Uludağ göknarı (Abies nordmanniana subsp. bornmuelleriana) ormanıyla kaplıydı. Uludağ göknarları, pist inşaatı için kesildi, taban bitki örtüsü traşlandı ve toprak yüzeyi iş makineleriyle düzleştirildi. Ancak böyle dik bir bölgede doğal bitki örtüsünün tamamen temizlenmesi sonucu erozyon oluştu. Bu dik arazi ve kayak pisti üzerinde kar tutunamaz oldu, kayak yapmak daha zor ve tehlikeli bir hale geldi.

2. Proje yürütücüleri, Uludağ ve bölgenin bitki örtüsü üzerinde yıllardır çalışmalarının verdiği deneyim ve bilgi birikimine dayanarak Fatin Tepesindeki pist alanı restorasyon çalışmalarında kullanılacak bitkileri belirledi. Buna göre;

i) Toprağı tutacak kök yapısına sahip, sert iklim koşullarına uyum sağlayan, toprağa azot katkısında bulunan, tohum verimi ve çimlenme kapasitesi yüksek bitkiler tercih edildi: Achillea multifida, Verbascum olympicum, Carduus olympicus, Trifolium repens var. orphanideum, Rumex olympicus, R.alpinus.

ii) Yüksek dağ ekosistemlerinin ekstrem koşullara dayanıklı, kökleriyle toprak erozyonunu engelleyen ve yastık formunda gövdesiyle narin bitkileri koruyan sert bitkiler kullanıldı: Festuca punctoria, F.cyllenica ve F.paphlagonica.

3. Bu bitkilerin tohumları Uludağ’dan Ağustos 2003’de toplandı ve Eylül ayında pist alanına ekildi. Ekim alanlarına toprağa organik madde katkısı için hayvan gübresi de ilave edildi. Örnek alana aynı zamanda bazı yetişmiş bitkiler de aktarıldı.

4. Restorasyon alanında doğal bitki örtüsünün yerleşimi ve gelişimi her yıl izlendi. Halen bu örnek uygulama alanında bitki-toprak ilişkileri ve meydana gelen değişimler izlenmeye de devam ediliyor. 

Ekolojik restorasyon çalışmalarıyla tamamen bozulmuş bir habitatı orijinal durumuna döndürmek, genellikle çok zor olabilir. Aynen, Uludağ Fatin Tepesi pist bölgesinin tekrar Uludağ göknarlarıyla kaplanmasının mümkün olmadığı gibi. Burada asıl hedef, bozulmuş bir habitatta doğal flora ve fauna türlerinin mümkün olduğu kadar yeniden yerleşmesine yardımcı olmaktır. Böyle çalışmalar az ya da çok tahrip olmuş her yerde yapılabilir: örneğin yoğun endüstriyel tarım nedeniyle bozulan bir çiftlik arazisinde ya da açık madencilik işletmesi nedeniyle toprağı dahil tamamen yok edilmiş büyük bir maden sahasında. Bir restorasyon çalışmasının başarılı olması için genel prensipler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

i) Bozulan alanla ilgili bazı kriterler göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılır (tahribatın tipi ve büyüklüğü, kimyasal kirlilik/atık olup olmadığı, toprak durumu ve ulaşılmak istenen hedef vb.);

ii) Hangi yöntemin uygulanacağına karar verilir;

iii) Söz konusu alanın doğal bitki örtüsü hakkında ayrıntılı araştırmalar yapılarak kullanılacak bitkiler belirlenir;

iv) Belirlenen bitkilerin hem tohumları toplanır ve hem de bir üretim alanında (saksıda) yetiştirilir.

v) Restorasyon alanı ekimden sonra, bakım ve kontrol amacıyla uzun bir süre izlenir.

Burada, en ideal yöntemin (eğer şartlar uygunsa) doğal yenilenme olduğunu hatırlatmakta yarar var. Doğal yenilenme yönteminde, belli bir alandaki doğal bitki örtüsünün yalnızca tohumlarından kendi kendine gelişmesi hedeflenir. Maliyeti de düşük olan bu doğal yöntemin belki de tek dezavantajı, biraz zaman almasıdır.

Sonuç olarak, habitat restorasyon çalışmaları, Türkiye’de çok daha fazla uygulanması gereken yöntemlerden biri. Uludağ örneğinde olduğu gibi, bu konuda ihtiyaç duyulan bilgi birikimi ve deneyim mevcut. Daha fazla vakit kaybetmeden, ilgili kurumların bilim insanlarıyla daha çok işbirliği yapmaları, restorasyon projelerinin daha çok desteklenmesi ve yaygınlaştırılması çok önemli.

Sema Atay, Aralık 2020

Kaynak (Proje bilgi ve fotoğrafları): Prof. Dr. Gürcan Güleryüz, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Anabilim Dalı, Bursa



  
 
 
   
 

Son Haberler

 
 


“Türkiye’nin Bütün Ağaçları ve Çalıları”


Prof.Dr. Asuman Baytop


Şile’de Geleneksel Bahçeli Bir Ev


Habitat Restorasyonu: Uludağ Örneği
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri