ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

Ah Güzel İstanbul...

Yüzyıllardır dünyanın en önemli ve gözde şehirlerden biri. Çeşitli medeniyetlere ve kültürlere ev sahipliği yapmış, defalarca kuşatılmış. Osmanlılar tarafından fethedildikten bu yana (560 yıldan fazla) hepimizin sevdiği ve gurur duyduğu, güzelliği dillere destan bir şehir. Türkiye’nin taşı-toprağı-altın en önemli ticaret ve iş merkezi, sanat ve kültür başkenti...

Bütün bunların yanında, İstanbul’un bilinmeyen ve hatta önemsenmeyen en önemli özelliklerinden biri de, sahip olduğu olağanüstü zengin doğal miras ve biyolojik çeşitliliği. Hayati önem taşıyan bu özelliği, pek çok açıdan çok daha kıymetlidir:

• İstanbul olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir:

İstanbul, iki kıta ve iki deniz arasındaki coğrafi konumu, topoğrafyası ve yüzyıllara dayanan geleneksel arazi kullanımı nedeniyle kendine özgü, çok çeşitli bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Düşük yoğunlukta arazi kullanımı (meşe ormanlarında baltalık işletmeciliği, küçük ölçekli hayvancılık vb.) şehrin doğal alanlarının ve bitki/hayvan türlerinin çeşitliliğine oldukça katkıda bulunmuştur. İçerdiği çok çeşitli habitatlarda (meralar, ormanlar, fundalıklar, sulak alanlar, kumullar) İngiltere veya Hollanda gibi ülkelerden çok daha fazla nadir ve endemik bitki türü yetişir.

• Dünyanın başka hiçbir yerinde yetişmeyen veya çok nadir olarak yetişen bitkiler barındırır:

İstanbul’da yaklaşık 2500 doğal bitki kaydedilmiştir. Bir şehir, bölge ya da ülkenin bitki örtüsü değerlendirilirken en önemli ölçütlerden biri, barındırdığı endemik ve nadir bitki sayısıdır. İstanbul’un doğal bitkilerinden 40 kadarı Türkiye’ye ve komşu ülkelere endemiktir (dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmez). Bunlardan 18’i ise yalnızca İstanbul’a özgüdür. Ancak, bu bitkiler herhangi bir resmi koruma statüsü altında değildir. Üstelik, mevcut ulusal çevre koruma yasaları ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uygulanmamaktadır. Örneğin, uluslararası Bern Sözleşmesi *1 gereği, Türkiye nadir ve tehlike altındaki bitki ve hayvan türleri ve onların doğal yaşam ortamlarını korumakla yükümlüdür. İstanbul’da Bern Sözleşmesi kapsamında korunması gereken toplam 18 bitki bulunuyor. Ancak ne bunların, ne de diğer nadir ve endemik bitkilerin geleceği koruma altında değil.

• İstanbul’ da 7 Önemli Bitki Alanı (ÖBA) belirlenmiştir:

İstanbul il sınırları içinde bitki çeşitliliği açısından olağanüstü zengin, nadir ve/veya endemik türlerin zengin topluluklarını içeren 7 Önemli Bitki Alanı (ÖBA) *2 tanımlanmıştır: Terkos-Kasatura Kıyıları, Ağaçlı Kumulları, Kilyos Kumulları, Batı İstanbul Meraları (Esenyurt-Hadımköy-Arnavutköy-Gaziosmanpaşa), Kuzey Boğaziçi, Sahilköy-Şile Kıyıları ve Ömerli Havzası. İstanbul‘un doğal mirasının gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için bu alanların koruma altına alınması çok önemlidir.

• Boğaziçi, Avrupa’nın en önemli kuş göç yollarından biridir:

İstanbul’un kuzeyinde kalan yeşil alanlar, yalnızca İstanbul’da yaşayanları değil, Boğaziçi’nden geçen göçmen kuşları bile çok yakından ilgilendirir. Boğaziçi, başta yırtıcı kuşlar ve leylekler olmak üzere, göçmen kuşlar için Avrupa’nın en önemli kuş göç yollarından biridir ve Önemli Kuş Alanıdır (ÖKA) *3. İstanbul’un kuzeyindeki ormanlar, göçmen kuşların konaklamasında çok önemli rol oynar. Örneğin, Boğaziçi’ni geçmeden önce, gece konaklamak için leylekler geniş çayırlıklar ve fundalıklar gibi açık alanları; yırtıcı kuşlar ise ormanlık alanları tercih eder.

Ancak günümüzde İstanbul büyük bir işgal altında bulunuyor: aşırı nüfus, betonlaşma, taşıt trafiği, gürültü, kirlilik ve kontrolsüz şehirleşme sorunlarıyla boğuşuyor. İnsanlarda dahil olmak üzere, doğal yaşamın geleceği büyük bir tehlike altında, ayrıca bununla birlikte bütün dünyayı tehdit eden iklim değişikliği tehditi karşısında da savunmasız durumda. Çünkü doğal alanları ve biyolojik çeşitliliği hızla azalıyor. Araştırmalar, günümüzde İstanbul‘un meraları, fundalıkları ve kumullarının %85-90 oranında yok olduğunu ortaya koymuştur (Doğal Hayatı Koruma Derneği raporları). Yapılan hesaplamalara göre, bir kişinin oksijen ihtiyacı yaklaşık 40 m2‘lik yeşil alan tarafından karşılanabiliyor. Buna göre, yaklaşık 15 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’da temiz bir hava sirkülasyonu için yaklaşık 600 milyon m2‘lik (600 km2) yeşil alana ihtiyaç var. Bu durumda, 5.700 km2‘lik İstanbul’da doğal alanların en az %10 oranında korunması gerekiyor.

Bir yanda doğa korumadan ve yapılması gerekenlerden bahsederken; diğer tarafta İstanbul’da bir biri ardına dev projeler gerçekleşiyor. Ancak,bilimsel verilere dayanan araştırmalar ve/veya çevresel etki değerlendirme çalışmaları yapılmayan bu projeler şehrin geleceğini tehdit ediyor. Bunlardan bazıları;

i) Formula 1 Tesisleri:

Bilimsel bir araştırma ya da çevresel etki değerlendirme çalışması yapılmadan hayata geçirilen dev yatırımlara kötü bir örnek. Büyük ekonomik hayallerle Ömerli Havzasının (ÖBA No.12) kalbine inşa edildi.

2000’li yılların başlarında, Formula 1 (F1) tesislerinin İstanbul’un en önemli su kaynağı ve aynı zamanda Önemli Bitki Alanı olan Ömerli Havzasına yapılacağı duyuldu. Bunun üzerine, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları bilimsel verilere, ulusal ve uluslararası çevre koruma kanunlarına dayanan gerekçelerle bu kararın yanlış olduğunu anlatmaya çalıştı. Mektuplar, dilekçeler, raporlar ve benzeri bilimsel yayınlarla yetkililere ulaşmaya çabalandı. Bu çabalara ve gösterilen tepkilere rağmen F1 tesislerinin temeli 2003 Eylül’de atıldı, 2005 Ağustos’ta resmen açıldı ve yalnızca 3-4 yıl sonra, ekonomik açıdan büyük bir hata olduğu anlaşıldı (Büyük Türk aptallıkları: Formula 1 Münir, M., Milliyet, 2008). Ancak, bu aradaF1 tesisleri ile bulunduğu bölgede yapılaşmaya açılmış oldu.

ii) Boğaziçi’ne 3.Köprü:

İstanbul’da Boğaziçi’nin kuzeyindeki ve Karadeniz kıyı şeridindeki yeşil alanlarda 3. Köprü ve bağlantı yolları inşaatı devam ediyor. İnşaat bölgesi, hem Önemli Bitki Alanı (ÖBA No.10) ve hem de Önemli Kuş Alanı (ÖKA No. 5) olarak tanımlanmıştır: ormanlar, kayalık yamaçlar, kıyı kumulları ve sulak alanlardan oluşuyor. Bu bölgede 40 civarında tehlike altında bitki yetişiyor ve bunlardan en az 15’i İstanbul’a ve Türkiye’ye özgü (endemik). Ayrıca, bu bitkilerden 5’inin, Türkiye’nin imza attığı uluslararası Bern Sözleşmesi gereği, doğal ortamlarıyla birlikte koruma altında olması gerekiyor. Doğal Sit Alanı, Tabiatı Koruma Alanı ve Yaban Hayatı Koruma Sahası gibi resmi koruma alanlarının bulunduğu bölge, aynı zamanda Boğaziçi Kanunu ile de koruma altında olmalı. Bütün bu ulusal ve uluslararası yasalara rağmen, 3.Köprü yapımına ve boğazın her iki yakasını (önceki iki köprüde olduğu gibi) betonlaştırmaya başlanmıştır.

iii) Kanal İstanbul Projesi:

Gerçekleşmesi halinde bu proje, İstanbul’un sahip olduğu doğal mirası ve biyolojik çeşitliliğine vurulacak son öldürücü darbelerden biridir. Proje, İstanbul’un zaten bozulmaya başlamış doğal dengesini, yaşam döngülerini ve ekosistemlerin işleyişini altüst edecek bir müdahale olacaktır. Karadeniz, Boğazlar, Marmara ve Kuzey Ege gibi geniş bir coğrafyayı etkileyecek bu müdahalenin sonuçları, tahmin bile edilemiyor. İstanbul’da felakete yol açabilecek bu (kamuoyunda adlandırıldığı gibi) çılgın proje; başta bilim insanları ve üniversiteler olmak üzere, ilgili sivil toplum kuruluşları ve İstanbul’da yaşayanlara danışılmadan başlamamalıdır.

Sonuçta, doğal kaynakları büyük ölçüde tahrip edilmiş İstanbul’un, dev projelerle yapay bir şehre (adeta bir uzay üssüne) dönüştürülmesine izin verilmemelidir. İstanbul’da yaşayan herkesin, bu şehrin başta doğal mirası olmak üzere, taşıdığı bütün özelliklerine ve değerlerine sahip çıkması ve söz hakkı olması gerekir. Geçici bir süre bizi yönetme yetkisi verdiğimiz hükümetler ve yerel yöneticiler kadar, bu konuda bizlerin de sorumluluğu var. Özellikle son yıllarda, büyük bir hızla değişen İstanbul için hepimiz üzülüyoruz.

Bu durumda, herkes kendi çapında bir şeyler yapmalı: beton bloklar arasından çıkıp doğal alanlarda daha çok zaman geçirmeli; kendine yakın park ve yeşil alanları sahiplenmeli; doğa koruma kuruluşlarını desteklemeli (üye olmalı, etkinliklere katılmalı vb.), ruh/beden sağlığını korumak için doğayla bütünleşmeli - bağ, bahçe, tarlada toprakla uğraşmalı vb. Diğer seçenekler ise, kendini tamamen kapalı mekanlara hapsederek dışarısıyla ilgilenmemek, bir şey yapmadan İstanbul’un başkalaşımını ve kayboluşunu seyretmeye katlanmak ya da görmemek için şehri terk etmek olabilir…

Sema Atay

*1 Bern Sözleşmesi: Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi. Türkiye 1984 yılında taraf olarak, sözleşmenin eklerinde listelenen bitki ve hayvan türlerinin doğal yaşam alanlarıyla birlikte korumayı taahhüt etmiştir

*2 Önemli Bitki Alanı (ÖBA): Nadir ve endemik (dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmeyen) bitki türlerinin zengin topluluklarını ve habitatlarını içeren doğa koruma açısından öncelikli alan. (Daha fazla bilgi için Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı Özhatay, N.; Byfield, A.; Atay, S., WWF Türkiye, 2005).

*3 Önemli Kuş Alanı (ÖKA): Kuş zenginliği ve kuşların korunması açısından öncelikli alan. (Daha fazla bilgi için Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları Yarar, M. ve Magnin, G., Doğal Hayatı Koruma Derneği, 1997).

 



 
 
   
 

Son Haberler

 
 


Sürdürülebilir Turizm?


Kavrayamadığımız ve Koruyamadığımız Doğa


Sabırlık (Agave americana)


Doğayı yok eden değil, doğayı onaran tarım
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri