ÖBA AĞIMIZ
Ergene Havzası
Ömerli Havzası
Uludağ
Çoruh Vadisi
Baba Dağı
Lara-Perakende Kumulları
Ahır Dağı
Erciyes Dağı
Çıldır Gölü
 
 

Adana, Karataş Kıyı Kumulları: Bir Varmış, Bir Yokmuş

Karataş, Adana’nın Akdeniz kıyısında doğal güzelliklerle dolu bir ilçesi. Kilometrelerce uzanan düz sahilini, sahil arkasında bir zamanlar yüksekliği 5-10 metreyi bulan kumul tepelerini ve geniş kumul sistemini yıllardır biliyordum. Binlerce yılda oluşmuş bu kumul sisteminin, günümüzde nasıl tahrip edildiğine -parçalanmasına, kumul tepelerinin düzleştirilmesine, yapıların artmasına (yazlık site, otel, yol vb.) ve tarım alanları hane dönüştürülmesine - de tanıklık ettim maalesef. Bu değişim ve dönüşüm özellikle son 15-20 yılda büyük bir ivme kazandı.

Kumullar Türkiye’nin (ve dünyanın) en nadir doğal yaşam alanlarından (habitatlarından) biri. Deniz kumunun rüzgar ve dalgaların etkisiyle kıyıda birikmesi sonucu oluşur. Aşırı sıcak ve kurak ortamı, sürekli hareket eden kumlar, çok yüksek tuz konsantrasyonu ve toprağında besin maddelerinin azlığı vb. nedenlerle, bitki ve hayvan türleri için yaşaması zor alanlardır. Buralarda yalnızca bu olağanüstü şartlara uyum sağlamış türler yaşayabilir ve bunların çoğu da ülke çapında nadir türlerdir.  

Türkiye’de, binlerce kilometre uzanan kıyı şeridine karşın, kıyı kumulları yok denecek kadar azdır (toplam yüzölçümünün % 0.046’sı) ve büyük bir hızla azalmaya da devam etmektedir. Kıyı kumulları turizm yatırımları (yazlık konut, tesisler vb. yapılaşmalar), madencilik (maden ocakları, kum çıkarımı), ormancılık (büyük çaplı kumul ağaçlandırma programları vb.) ve zirai faaliyetler (tarım alanları haline dönüştürme, aşırı otlatma vb.) gibi nedenlerle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Karataş, Seyhan Deltası Önemli Bitki Alanı (ÖBA) sınırları içinde yer alıyor. Seyhan Deltası ÖBA, Çukurova Deltasının batısında Akyatan ve Tuz gölleri, hafif tuzlu lagünler, küçük sulak alanlar, kıyı kumulları gibi çok zengin bir habitat çeşitliliğine ev sahipliği yapıyor. Deltanın bitki örtüsünde yaklaşık 500 bitki kayıtlı ve bunlardan en az 80’i (20’den fazlası endemik olmak üzere) ülke çapında nadir bitkiler. Karataş’ın eski kumul sisteminden geriye dağınık kumul parçaları dışında pek bir şey kalmadı. Buna karşılık, ÖBA’nın batısındaki doğal kumul sistemi ve sulak alan habitatları, resmi koruma statüleri sayesinde nispeten korunabilmiş durumda. ÖBA içinde Doğal Sit Alanları (Akyatan Gölü ve Tuz Gölü Denizkaplumbağaları Yuvalama Alanları), Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları (Tuz Gölü ve Akyatan Gölü), Akyatan Gölü Ramsar Alanı bulunuyor. Bu koruma alanlarının hemen çevresinde ise, turizm tesisleri inşaatı ve faaliyetleri hızla devam ediyor. Bu nedenle bu alanların daha etkin korunmaları ve yönetim planlarının uygulanması çok daha önem kazanıyor. 

Karataş kıyı kumul sisteminin yok olmasının asıl nedenlerinin başında; Seyhan Deltasında onlarca yıldır devam eden kurutma projeleri, giderek artan turizm ve yoğun tarım faaliyetleri sayılabilir. Burada özellikle yoğun tarım faaliyetlerine dikkat çekmek istiyorum. Kıyı kumullarının tarım alanları haline dönüştürülmesinin genel sonuçlarını şöyle sıralayabilirim: i) Doğal biyolojik çeşitlilik yok olur; ii) Kumul sistemi ve yeraltı sularının dengesi bozulur; iii) Ürün yetiştirmek için tuzlu ve besin maddeleri yetersiz olan toprak, kullanılan kimyasal gübre ve tarım ilaçlarıyla kirlenir; iv)Zamanla tuzlu yeraltı suları toprak yüzeyine yükselir, toprakta tuz oranı ve verimsizlik daha da artar.

Bütün bunlara ek olarak, Karataş tarım alanlarında plastik sera kirliliği de endişe verici boyutlarda: tarlalarda her yıl binlerce metre plastik sera altında sebze (domates, patlıcan) ve meyve (karpuz, kavun) tarımı yapılıyor. Bu plastik seralar sezon sonunda tarlalardan toplanmıyor, sürülerek toprağa karıştırılıyor ve güneş altında çürümeye bırakılıyor. Daha sonra bu plastikler mikro-plastiklere parçalanıyor, toprağa, ürüne, yeraltı suyuna, denize, deniz canlılarına ve insanların kanına karışıyor.

Elbette Karataş örneği, kıyı kumul sisteminin yok edildiği, turizm yapıları ve tarım alanlarıyla kaplandığı tek yer değil. Türkiye’nin pek çok yerinde onlarca yıldır doğal alanların parçalanmasına, kirlenmesine ve yok edilişine şahit oluyoruz. Çevre ve insan sağlığını tehdit eden böyle yanlış ve kontrolsüz uygulamalara karşı yapılması gereken tek şey, sürdürülebilirlik*1 ve doğa koruma*2 ilkelerinin benimsenmesi.  Karar vericilerden, yerel yöneticilere; sivil toplum örgütlerinden genel kamuoyuna kadar toplumun her kesimi, bu konuda hemfikir olmak ve bu ilkeleri uygulamak zorundayız.

Sonuç olarak, kıyı kumulları gibi doğa koruma açısından önemli (örneğin, “Önemli Bitki Alanı” olarak tanımlanmış) nadir habitatlarımızı daha fazla geç kalmadan koruma altına almalıyız. Tüm doğal kaynaklarımızı koruma-kullanma dengesi içinde, sürdürülebilirlik hedefiyle yönetmeliyiz. Aksi takdirde yaşamımız ve yeryüzündeki geleceğimiz tehlike altında - ki Türkiye’de ve tüm dünyada bugüne kadar yapılan yanlışların bedellerini ödemeye ve sonuçlarına katlanmaya çoktan başladık.

Sema Atay

*1 Sürdürülebilirlik: İnsan-ekosistem dengesinin sağlandığı nihai hedeftir. Bu dengeyi sağlamak için, mevcut kaynaklar doğal yollarla üretimden daha hızlı tüketilmemelidir. Çevresel bozulma, iklim değişikliği, aşırı tüketim, nüfus artışı ve toplumların kapalı bir sistemde sınırsız ekonomik büyüme peşinde olması yerine; insan toplumlarının çevresel sürdürülebilirliği sağlama hedefidir (https://tr.wikipedia.org/).

*2 Doğa koruma: Doğa ve doğal kaynakların korunması, geliştirilmesi ve rasyonel kullanımı ve çevre üzerindeki olumsuz antropojenik (insandan kaynaklanan) etkilerin en aza indirgenmesi amaçlanan herhangi bir koruma faaliyetidir (https://tr.wikipedia.org/).



  
 
 
   
 

Son Haberler

 
 


Sürdürülebilir Turizm?


Kavrayamadığımız ve Koruyamadığımız Doğa


Sabırlık (Agave americana)


Doğayı yok eden değil, doğayı onaran tarım
Her hakkı saklıdır © 2015  I  Programlama Creanet Bilişim Hizmetleri